Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 Süreyya DALKA- Karakter Eğitiminde Öğretmenin İşi: Karakterin Yeşertilmesi
(Bu yazı 1769 kez görüntülendi.)
 

Karakter Eğitiminde Öğretmenin İşi: Karakterin Yeşertilmesi 

Okullar başlayalı iki ay olmuştu ki hala okula devam etmeyen üst sınıflardan öğrenciler vardı. Okul idarecilerinden ve öğretmenlerinden oluşturduğumuz bir ekip devamsızlık yapan öğrencilerin yaşadıkları köyleri ziyarete gittiler ve yatılı ilköğretim bölge okulumuzda yatılı öğrenci olarak kalabileceklerini ailelere anlattılar, eğitimlerine devam etmeleri için öğrencileri ikna ettiler. Üzülerek söylemeliyiz tüm öğrencileri ikna edemedik. Bir pazartesi sabahı tören yapılmadan koridorda bir kavganın olduğunu öğrendim Olay çıkaran bu iki öğrenciyi, Ümit ve Ömer’i alıp odama indirdim. Ömer ikna edilerek okula geri getirdiğimiz devamsız öğrencilerimizdi. Öğrencilerle tek tek konuşup “dertlerini” öğrenmek istedim. Ümit, okula geldiğinden beri bize ‘artistlik’ yapıyor diyordu Ömer için. “Sürekli köylüleriyle birlikte geziyor, sınıfımıza geldiğinden beri bizimle konuşmadı, sınıfın huzurunu bozdu.” Belli ki, olay sadece sınıfa yeni gelen öğrencinin ‘artistlik’ yapması değildi; temelde başka bir sorun ve soruna neden olan duygu vardı. Benim işim, kavgaya neden olan bu ‘temel duyguyu’ keşfetmek olmalıydı ve bunun üzerine gitmeliydim, bu yaralı kısma ‘pansuman’ yapmalıydım. Ümit’e “peki siz Ömer’e hoş geldin dediniz mi; sohbet ettiniz mi, eksik kalan ders notlarını ona verdiniz mi?” diye sordum. Konuşmamızın sonunda Ümit, Ömer’i okula çok yakın olan köylerindeki evlerinde misafir etti, ailesiyle tanıştırdı, kavga dostluğun yolunu açtı.

İlkokuldan beri öğrenim hayatınızdaki öğretmenlerinizi şöyle bir gözlerinizin önünden geçirdiğinizde “öğretmenler, gerçekten de öğrencilerinin karakterlerini inşa edebilirler mi?” sorusuna tereddütsüz bir Evet cevabını vereceğiniz hususunda hepimiz hemfikirizdir. Aslında öğretmenler genellikle çocukları kuşatan dünyayı daha iyi anlamada onlara muavinlik etmektedirler. Diğer bir sorumlukları da bu çocukları “doğru istikamete” sevk etmektir. Kendi okul döneminize bir geri dönün. Daha fazla çalışmanız gerektiğini size hatırlatan, kabiliyetlerinizi size göstererek onları ilerletmenizi isteyen öğretmenlerinizi düşünün. Öğretmenler sadece bilgi ve maharetleri nakleden sosyal mühendisler değillerdir; onlar örnek teşkil ederler, akıl verirler ve kendilerine has bir nevi arkadaşlardır.

Yukarıda anlattığım bahsi geçen Ümit ve Ömer hakkındaki bu anekdot milyonlarca hikayeden sadece bir tanesidir. Sizlerin de buna benzer nice hikayeleriniz vardır yaşanmış.

Bu anekdotun gösterdiği gibi fazilet hissinin geliştirilmesi öğrencileri sert darbelerle yontmak değil (ki bu bazen daha sert tepkilerin davetçisidir) bilakis doğru istikametin gösterilerek onları sevk ve teşvik etme meselesidir.

Ümit’e sadece olabilmesi mümkün bir ihtimali hatırlattım. Yeni gelen bir öğrenciye karşı söylenen tüm sözlerin ve ön yargıların bertaraf ederek onunla arkadaş olmasının yolunu gösterdim. Ümit’i bu hususta zorlamadım veya ısrarcı olmadım; yaptığım tek şey Ümit’in ilk günden beri tanışmak için can attığı Ömer’le nasıl iletişime girebileceğini ve Ömer’in de çektiği yalnızlık hissini Ümit’in fark etmesini sağladım. Aynı zamanda öğrencime, yaşadığı bu karmaşıklığı çözebileceği güvenimi de gösterdim.

Erdemlilik eğitimi esasında (Ümit örneğinde “cesaret” ve “arkadaşlık” unsurları ağır basıyordu) öğrencilerin akıl ve gönüllerini farklı ihtimallerin mevcudiyetinden haberdar etmektir ve onları doğru istikamete sevk etmekten ibarettir. 

Platon’un Devlet kitabında sunduğu klasik mağara teşbihinde Sokrates tarafından yakalanan bu pedagojik intibah ruhu şöyle anlatılır: Eğitim bazılarının iddia ettiği gibi ondan mahrum ruhlara bilgiyi koymak değildir. Bu durum kör göze görme kabiliyetini koymaya benzer… Öğrenme gücü herkesin ruhunda mevcuttur… ve öğrenmede bu işe yarayan araç bir göz gibidir. Öyle ki vücut bütün azalarıyla beraber dönmedikçe göz de karanlıktan aydınlığa doğru dönemez… O halde eğitim, bizzat bu işi yapmaktır, bütün azalarıyla beraber dönebilmek ve ruhun en kolay ve etkin surette bunu gerçekleştirebilmesini sağlama sanatıdır. Eğitim ruha görme kabiliyetini koyma sanatı değildir. Evet o nazarın orada olmasını temin eder, ama o nazar doğru istikamete yönlenmemiş ya da bakması gerektiği yere bakmıyor olabilir ki işte eğitim bu bakışı doğru istikamete yöneltmeye çalışır.

Fikrimizce sahih karakter eğitimi tam olarak da bu bakış açısıyla, tedrici ruh dönüşümü ile alakalıdır. Yani aşama aşama kat edilecek bir süreçtir. Platon için ahlak eğitimin gayesi birisinin ruhuna, yani birisinin aklına, duygularına ve nefsine, âkil uyumun getirilmesidir.

Bize göre, insanın motivasyonunun eksilmemesi ve sürekli tazelenmesi ve diri kalması için üç temel aşamadan geçilmesi gerekmektedir. Bunlar: aklın bilme, anlama ve kavrama isteği; manevi tatmin ve şeref; ve nefsin arzularının tatmin edilmesi bir intizama ve aklın rehberliğine bağlanması. Bu uygun terbiye programı olmadığı takdirde, kendimizi ilkel dürtülerimizin zebunu olmaya izin vermişiz demektir. Karakter eğitimi ruhta bu nizamın başarılmasıyla ilgilidir. Diğer bir ifadeyle, karakter eğitimi olgunluğun kazanılmasıdır.

Eğer bir ruh dönüşümünden bahsediyorsak, bizi harekete geçiren öğretim tekniklerinin birçok boyutu vardır. Her öğretmenler toplantısında gündeme gelen öğrencilere değer kazandırma, onlara doğru davranış kazandırma meselesi, bol bol tartışıldıktan sonra “ama nasıl olacak”a gelir dayanır. Herkesin bu konularda kendince de tarifleri vardır. Fakat bu tarifleri ortaya sunan öğretmenler bile nasıl yapacağız sorusuna cevap bulamazlar. Oysaki her bir öğrenci için, sınıf ve okul ortamında, ahlaki gelişimin nasıl teşvik edileceğine dair kısa ve etkili bir kestirme cevap vardır: Örnek Olarak Gösterilmek (Numune-i İmtizal) olmak.

Öğretmenler olarak bizler her daim öğrenciler tarafından durmaksızın incelenmekteyiz. Belki de kim olduğumuzu ayırıcı en başarılı tarifler, öğrenciler tarafından yapılır. Pek çoklarının başından şuna benzer hadise geçmiştir: Okula gelen bir veli karşınıza dikilir ve der “affedersiniz hocam, siz falanca filanca mısınız? Gerçi benim çocuğum sizin sınıfınızda değil, ama komşularımızın çocukları var. Onlardan hakkınızda o kadar şey duydum ki sadece bu gıyabi tanışıklığı yüz yüze tanışıklığa çevirmek istedim”. Hoşlansınlar hoşlanmasınlar, öğretmenler öğrencilerin hayal dünyasında, sohbetlerinde ve hatıralarında oldukça geniş bir yer tutar. Maalesef bu, sınıf içindeki akademik bilginizden dolayı değildir. Ne de bin bir maharetle hazırladığımız sınav sorularından ya da yaratıcılığımızı kullanarak uygulattığımız konu tarama veya seviye belirleme testlerimizin sayesinde değildir. Akşamleyin yemek masasında eve giden ya da serviste ciddi yer kaplayan konu bizim yapageldiğimiz saçma sapan şakalar, kendimize özgü tuhaf hallerimiz, jest ve mimiklerimiz, adaletimiz ya da haksızlıklarımız, dürüstlüğümüz ya da sahtekârlıklarımızdır. Bazı öğrenciler öğretmenlerinin karakterlerini yargılamada hatalı tespitler yapabilirler ancak yine de büyük çoğunluğu, verdikleri hükümlerde oldukça isabetlidir. Öğrencilere ve meslektaşlarımıza karşı davranışlarımızdan, derse hazırlanış ve dersi anlatışımızdan, hayal kırıklıkları, hatalar ve tahkirler karşısında takındığımız tutumlardan kendi çıkarımlarını yaparlar. Mizah duygumuz ya da olmayan mizah duygumuz, affedebilme ve unutabilme kabiliyetimiz ya da diş bileme temayüllerimiz, sabrımız ya da fevriliklerimiz onların keskin algılamalarından kaçmaz.

Şurası kesin ki öğrencisinin üzerinde silinmez etkiler bırakan kişinin öğretmenlik vasfı değil, bizzat kendi kişiliğidir. Birinci sınıfta dersten sonra ağladığımızda bizi teselli eden ilkokul öğretmenimizdir. Üniversite başvuru formumuzu, tercih listemizi on kez gözden geçirip düzelten lise öğretmenimizdir. Bu kişilerdir ki işte zihinlerimizde oldukça geniş yer etmişlerdir. Ebeveynler, öğretmenler ve çocukların yakınındaki tüm yetişkinler, sundukları örneklerle en etkili ahlak terbiyecisidirler.

Öteki ile nasıl bir münasebet kurulacağına, bu dünyada nasıl davranılacağına dair, içimize işleyen görerek ve işiterek öğrendiklerimizin semeresi olarak, ahlaken yetişiriz. Çocuk bir gözlemcidir. Hem de oldukça istekli, ilgili bir gözlemci ki bu ahlakî ya da ahlak yoksunu yetişmenin dikkatli birer şahididirler. Çocuk tekrar be tekrar başkalarına karşı nasıl davranılması gerektiğine dair ipuçlarına bakar ve bu ipuçlarını mebzul miktarda rahat rahat bulur. Biz anne-babalar, öğretmenler olarak hayatlarımıza devam ederken, tercihlerimizi yaparken, insanlara hitap ederken, üzerimize aldığımız en basit işleri yaparken; varsayımlarımız, arzularımız ve değer yargılarımız yoluyla, bu genç takipçilerimize onların fark edebildiklerinden çok daha fazlasını anlatırız.

Eğiticimler olarak bizler öğrencilere verdiğimiz bu ipuçları üzerinde sıklıkla düşünmek zorundayız. Öğrencilerimiz için teşkil ettiğimiz bu emsallerin niteliğini tayin etmek için hem kendimize hem de meslektaşlarımıza şu soruları sormak istiyoruz:

·         Bir öğretmen, bir idareci veya herhangi bir personel olarak öğrencilerimin benimseyebileceği ve kendi hayatlarında uygulamaya geçirebilecekleri iyi alışkanlıklar sergileyebiliyor muyum?

·         Okulun temel düşünce ve değerlerine bağlılık göstermek için gayret göstermekte miyim?

·         İdare, veliler ve öğrenciler ile kurmuş olduğum mesleki münasebet, öğrencilerime vermek istediğim faziletleri yansıtıyor mu?

 

 

(Bu yazı 1769 kez görüntülendi.) 2015-05-30
 
Sayfaya Yorum Ekle
Adınız  E-posta
Yorumunuz
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr